Arda Çetinkaya Yazılım ve arada kendim ile ilgili karaladıklarım…

DirectX SDK Şubat 2007 yayınlandı. Açıkcası daha indirmedim ve merak ediyorum. Çünkü bu SDK’da Direct3DEx dökümantasyonu varmış ki bu DirectX 9 ile Vista’da çalışacaklar için oldukça önemli birşey.
Daha fazla bilgi için http://www.microsoft.com/downloads/details.aspx?FamilyId=09F7578C-24AA-4E0A-BF91-5FEC24C8C7BF&displaylang=en adresine bakabilirsiniz…

Türkiye Futbol Federasyonu’nun, e-dönüşüm kapsamında ki yeni konseptinin ilk görünen tarafı, beta olarak www.tff.org.tr adresinde sol tarafdaki banner’da mevcut. Peki ben bunu niye şimdi burada söylüyorum…Ne alaka diyecek olursanız, bu görünen tarafı son zamanlarda oldukça yoğun bir şekilde çalışmamın nedeni.Netron bünyesindeki diğer arkadaşlarımla, buz dağının görünen kısmını Beta olarak açtık.Valla tüm arkadaşlarım eline sağlık,çok güzel yapmışız valla (:

Uzun zamandır yine siteye yazı yazamıyordum.Ve artık son bir kaç yazım hep böyle başlıyor.Yine oldukça yoğun bir dönemdeyim.Üzerinde çalıştığım projenin bir kısmı teslim edilecek,o yüzden oldukça yoğun bir tempo ile çalışmaya devam ediyorum.Onun dışında geçen haftasonu oldukça güzel bir haftasonu geçirdim.Uzun bir aradan sonra iyi geldi bu…Ankara’dan okuldan 2 arkadaşımla buluştum kuzenle birlikte,Fenerbahçe parkında kahvaltı,Taksim’de tur,Pentagram konseri…Süperdi süper.Kuzen(Bora),Ezgi,Ayşe çok teşkür ediyorum size bu güzel haftasonu için (:

Peki şimdi neler yapıyorum…Uzun bir süredir boşladığım kendi projelerime yeniden bakmaya başladım. DirectX 10 çıktı ama ben hala MDX 1.1 ile uğraşıyorum, ne gerek varsa…Aslında bununda nedeni teknik imkanlar.Yeni bir bilgisayar ile inşallah aklımda ki şeyleri gerçekleştireceğim.Neyse MDX 1.1 diyorduk. Daha önce uğraştığım basit grafik yapısını paket haline getirmeye başladım. Windows Application’larında grafik çıkarmak için falan ne kadar gerekli olduğu tartışmaya açık bir component olacak bu paket.Az kaldı,bir ara bitecek inşallah.

Onun dışında WPF ile basit bir paintden bozma çizim zımbırtısı tutorial’ı hazırladım.Yazısını düzenleyip buraya koymam lazım…Off çok iş var çok…(:

Bir sonraki “uzun zamandır yine siteye yazı yazamıyordum” diye başlayan yazımda görüşmek üzere…

Hiçbirimiz aynı geçmişlerden gelmiyoruz, aynı hayatları yaşamıyoruz ve aynı geleceği hayal etmiyoruz. Hepimiz tek, biricik, eşi benzeri bulunmayan canlılarız. Öyleyse nasıl aynı saatlerde toplu halde, aynı şeyi yapmamız bekleniyor bizden? Üstelik de teknoloji bu kadar ilerlemiş, insanlar gezegenin neredeyse her yerinde ulaşılabilir hale gelmişken.

Burada feci bir yanlış var bence. Ve bu yanlış insanların yaşam enerjilerini, dolayısıyla da motivasyonlarını, performanslarını ve verimliliklerini fena halde etkiliyor. Özgür bırakılan bir ruhun çok daha başarılı ve yaratıcı işler yapacağına inananlardanım. İnsanın hayat damarlarının koparılmaması gerektiğini, yaşamla iç içe oldukça, yaşadığını hissettikçe, kendi yaşam planını kendisi yaptıkça performansının ve verimliliğinin artacağını düşünüyorum. Çünkü zihni çocuğunun veli toplantısında, festivalde yalnızca 15:00 seansında gösterilecek filmde ya da Boğaz’da yürüyüş yapmakta olan bir insanın, bedenin ofiste olması hiçbir anlam ifade etmiyor bence.

Kendini bir masa ve sandalyeye bağımlı hisseden insanın ne yaratıcılıkla, ne işini sevmekle bir alakası kalıyor. Oysa bizim yaratıcı, verimli, çalışkan beyinlere ihtiyacımız var. Sabah 9’dan akşam 6’ya bir masanın başında oturup yalnızca kendine verilen görevi mesai saatlerinde bitirmeye çalışan bin kişidense, şehrin dört bir yanında farklı şeylerle uğraşan, mesai saatlerini kendisi ayarlayan ama yaratan, üreten yüz kişinin çok daha verimli ve faydalı olacağına inanıyorum.

Evet, son zamanlarda çalışma saatleri konusunu sık sık düşünüyorum. Düşünürken de hâlâ görüştüğüm ve çok sevdiğim eski mesai arkadaşlarım aklıma geliyor. Uzun yıllar birlikte çalıştığım bu insanların hiçbiri, bir gün dahi olsun sabah 9’dan akşam 6’ya ofiste oturmadı. Ama aynı zamanda ne uzun çalışma saatlerinden, zor çalışma koşullarından şikayet ettiler ne de işlerini geciktirdiler. Çünkü orada çalışmak için, sıkı çalışma saatlerinden çok daha bağlayıcı bir nedenleri vardı; kendilerini gerçekleştirmek ve hayatta bir fark yaratmak.

Zorunlu mesai saatleri yerine insanlara, kendilerini gerçekleştirdikleri ve hayatta fark yarattıkları hissi veren kurumların, çok daha başarılı olacağına inanıyorum. Christoph Colomb mecbur olduğu için Amerika’yı keşfetmedi, Edison mecbur olduğu için elektriği bulmadı, Leonardo da Vinci mecbur olduğu için Mona Lisa’yı yapmadı… Mecbur tutulsalardı belki de hiçbiri bunları başaramazdı. Çünkü başarı mecburiyetle kazanılmaz…

Geçen gün aldığım ve çok hoşuma giden bir e-mail…

24-26 Ocak 2007 tarihleri arasında Microsoft Zirve 2007 gerçekleştirilecek. İlgili herkesin kesinlikle katılmasını tavsiye ederim. Bu seneki program gerçekten dop dolu. Vista ve Office 2007 lansmanlarınında yapılacağı zirve ile ilgili bilgileri http://www.microsoftzirve2007.com/ adresinden alabilirsiniz…

Ben şahsen bizzat kendim bir kaç oturuma katılacağım,kaçırmayın derim…

Yoğun bir çalışma dönemi içindeyim, bitti bitiyor derken sanırım ben bitcem (: Proje teslim tarihinin yaklaşması iş yerindeki yoğun çalışma temposunu katladı. Biraz dişimi sıkıp, dayandıktan sonra inşallah çok güzel şeylere imza atmış olacağız ekipçe…Yoğun dönem geçince site için yazmış olduğum 2-3 yazıyı düzenleyip buraya koyma fırsatım da olacak inşallah bir ara.

Yılbaşı ve bayram nedeniyle,Ankara’ya kısa bir tatile geldim. Uzun bir süredir Ankara’ya gidemiyordum, o yüzden güzel oldu. Ailemi özlemişim,arkadaşlarımı özlemişim…Bu özlemlerin yanında Ankara’nın soğuk havasını unutmuşum. Sapıtan mevsimler,değişen mevsim şartları, Ankara’nın yanından geçmemiş,bildiğiniz soğuk Ankara’da normal olması gerektiği gibi donduruyor. 🙂

Ankara’da Eymir gölünü bilenler bilir,denizin yerini tutmasada yine de güzel bir göl. Çok sevdiğim, oldukça nezih bir yer.Gitmezsem olmazdı…Ankara’nın soğuk havası dedim ya,işte soğuk gölü dondurmuş ve çok hoş bir görüntüye yol açmış.Teknolojinin nimetleri artık cebimize kadar girdi ya kullanmazsak olmaz diyerekten çok hoş bir fotoğraf çektim. Sanırım baktığımda Ankara’yı baya bir özleyeceğim…
Eymir gölü 2.2.2007