Arda Çetinkaya Yazılım ve arada kendim ile ilgili karaladıklarım…

çalışma(ma) saatleri

/ Leave a comment /~ 2 dakikada okuyabilirsiniz.

Hiçbirimiz aynı geçmişlerden gelmiyoruz, aynı hayatları yaşamıyoruz ve aynı geleceği hayal etmiyoruz. Hepimiz tek, biricik, eşi benzeri bulunmayan canlılarız. Öyleyse nasıl aynı saatlerde toplu halde, aynı şeyi yapmamız bekleniyor bizden? Üstelik de teknoloji bu kadar ilerlemiş, insanlar gezegenin neredeyse her yerinde ulaşılabilir hale gelmişken.

Burada feci bir yanlış var bence. Ve bu yanlış insanların yaşam enerjilerini, dolayısıyla da motivasyonlarını, performanslarını ve verimliliklerini fena halde etkiliyor. Özgür bırakılan bir ruhun çok daha başarılı ve yaratıcı işler yapacağına inananlardanım. İnsanın hayat damarlarının koparılmaması gerektiğini, yaşamla iç içe oldukça, yaşadığını hissettikçe, kendi yaşam planını kendisi yaptıkça performansının ve verimliliğinin artacağını düşünüyorum. Çünkü zihni çocuğunun veli toplantısında, festivalde yalnızca 15:00 seansında gösterilecek filmde ya da Boğaz’da yürüyüş yapmakta olan bir insanın, bedenin ofiste olması hiçbir anlam ifade etmiyor bence.

Kendini bir masa ve sandalyeye bağımlı hisseden insanın ne yaratıcılıkla, ne işini sevmekle bir alakası kalıyor. Oysa bizim yaratıcı, verimli, çalışkan beyinlere ihtiyacımız var. Sabah 9’dan akşam 6’ya bir masanın başında oturup yalnızca kendine verilen görevi mesai saatlerinde bitirmeye çalışan bin kişidense, şehrin dört bir yanında farklı şeylerle uğraşan, mesai saatlerini kendisi ayarlayan ama yaratan, üreten yüz kişinin çok daha verimli ve faydalı olacağına inanıyorum.

Evet, son zamanlarda çalışma saatleri konusunu sık sık düşünüyorum. Düşünürken de hâlâ görüştüğüm ve çok sevdiğim eski mesai arkadaşlarım aklıma geliyor. Uzun yıllar birlikte çalıştığım bu insanların hiçbiri, bir gün dahi olsun sabah 9’dan akşam 6’ya ofiste oturmadı. Ama aynı zamanda ne uzun çalışma saatlerinden, zor çalışma koşullarından şikayet ettiler ne de işlerini geciktirdiler. Çünkü orada çalışmak için, sıkı çalışma saatlerinden çok daha bağlayıcı bir nedenleri vardı; kendilerini gerçekleştirmek ve hayatta bir fark yaratmak.

Zorunlu mesai saatleri yerine insanlara, kendilerini gerçekleştirdikleri ve hayatta fark yarattıkları hissi veren kurumların, çok daha başarılı olacağına inanıyorum. Christoph Colomb mecbur olduğu için Amerika’yı keşfetmedi, Edison mecbur olduğu için elektriği bulmadı, Leonardo da Vinci mecbur olduğu için Mona Lisa’yı yapmadı… Mecbur tutulsalardı belki de hiçbiri bunları başaramazdı. Çünkü başarı mecburiyetle kazanılmaz…

Geçen gün aldığım ve çok hoşuma giden bir e-mail…

24-26 Ocak 2007 tarihleri arasında Microsoft Zirve 2007 gerçekleştirilecek. İlgili herkesin kesinlikle katılmasını tavsiye ederim. Bu seneki program gerçekten dop dolu. Vista ve Office 2007 lansmanlarınında yapılacağı zirve ile ilgili bilgileri http://www.microsoftzirve2007.com/ adresinden alabilirsiniz…

Ben şahsen bizzat kendim bir kaç oturuma katılacağım,kaçırmayın derim…

Yoğun bir çalışma dönemi içindeyim, bitti bitiyor derken sanırım ben bitcem (: Proje teslim tarihinin yaklaşması iş yerindeki yoğun çalışma temposunu katladı. Biraz dişimi sıkıp, dayandıktan sonra inşallah çok güzel şeylere imza atmış olacağız ekipçe…Yoğun dönem geçince site için yazmış olduğum 2-3 yazıyı düzenleyip buraya koyma fırsatım da olacak inşallah bir ara.

Yılbaşı ve bayram nedeniyle,Ankara’ya kısa bir tatile geldim. Uzun bir süredir Ankara’ya gidemiyordum, o yüzden güzel oldu. Ailemi özlemişim,arkadaşlarımı özlemişim…Bu özlemlerin yanında Ankara’nın soğuk havasını unutmuşum. Sapıtan mevsimler,değişen mevsim şartları, Ankara’nın yanından geçmemiş,bildiğiniz soğuk Ankara’da normal olması gerektiği gibi donduruyor. 🙂

Ankara’da Eymir gölünü bilenler bilir,denizin yerini tutmasada yine de güzel bir göl. Çok sevdiğim, oldukça nezih bir yer.Gitmezsem olmazdı…Ankara’nın soğuk havası dedim ya,işte soğuk gölü dondurmuş ve çok hoş bir görüntüye yol açmış.Teknolojinin nimetleri artık cebimize kadar girdi ya kullanmazsak olmaz diyerekten çok hoş bir fotoğraf çektim. Sanırım baktığımda Ankara’yı baya bir özleyeceğim…
Eymir gölü 2.2.2007

İyi yıllar
Bir seneyi daha bitirdik. Benim açımdan cidden çok önemli bir sene oldu 2006. Üniversiteyi bitirmekle kalmayıp,bir de İstanbul’a yerleştim. İleride geriye dönüp baktığımda 2006’nın önemini daha bir anlayacağım sanırım. Şimdiden dönüp baktığımda bile gerçekten güzel bir sene oldu. Umarım 2007 ve diğer yıllarda böyle geçer…Tabi sadece benim için değil, herkes için.

Yeni yılda, tüm hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle, iyi yıllar…Seneye görüşmek üzere

Uzun süredir girmek için zaman aradığım ama bir türlü denk getirip de giremediğim Microsoft sertifika sınavlarından 70-536’ya bugün girdim ve geçtim. MCP(Microsoft Certified Professional) oldum artık 🙂
Ha çok faydalı bir şey mi tartışılır ama MCPD sertifikasını hedefleyen benim gibi küçük insanların küçük mutluluklarından bir tanesi işte 🙂
MCPD sertifikası için girmem gereken 4 tane daha sınav var.Zaman bulabilirsem Ocak 2007’de bunlara da girip MCPD sertifikasını almak istiyorum.

Gelecek çok yakında gelecek…Yorum yazmak,bir şey söylemek istemiyorum sadece videoyu izleyin…